| TR | EN |

Otokratik Esneklik ve Pragmatizm: İran İslam Cumhuriyeti

comment : 0

İran İslam Cumhuriyeti otokratik ve demokratik kurumları barındıran oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu yapı, değişik toplumsal grupları temsil eden ve birbirleriyle rekabet halinde bulunan hiziplerin rejim içinde barınmasına olanak tanırken, karar verme ve uygulama süreçlerini zorlaştırmaktadır. Rejimin işleyişi açısından beş temel kurum öne çıkmaktadır: İslam Devrimi Rehberi, Cumhurbaşkanı, Meclis, Muhafızlar Konseyi ve Devrim Muhafızları.

İslam Cumhuriyeti Anayasası’na (madde 110) göre Rehber’in görevleri oldukça geniştir. Rehber, siyasi sistemin temel politikalarını belirlemenin yanında sistemin kritik pozisyonlarına atanacak kişileri (örn. Yargı sisteminin başı) şahsen belirlemektedir. Ayrıca Rehber’in bütün devlet kurumlarında özel temsilcileri vardır ve Devrim Muhafızları başta olmak üzere bütün silahlı kuvvetler doğrudan Rehber’e bağlıdır. Oldukça etkili bir kurum olan, şehirlerdeki Cuma Namazı temsilcileri de yine Rehber tarafından atanmaktadır. Rehber, seksensekiz kişilik Uzmanlar Heyeti tarafından süresiz olarak seçilmektedir. Rehberi seçmekle görevli olan Uzmanlar Heyetinin bütün üyeleri din adamlarından oluşmaktadır. Heyet üyesi olmak isteyen din adamları her sekiz yılda bir genel seçimlerde belirlenmektedir. Uzmanlar Heyeti, Cumhurbaşkanı ve Meclis’le beraber halkın doğrudan seçtiği üç temel kurumdan birisidir. Uzmanlar Heyeti şimdiye kadar Rehber’i seçmek için sadece bir kez toplanmıştır. İran Devrimi lideri Ruhullah Humeyni 1989’da hayatını kaybedince yerine Ali Hamaney seçilmiştir. Aynı yıl yapılan Anayasa değişiklikleriyle Rehber’in Şii ilim adamları arasında en üst mertebe olan taklit mercii sıfatına sahip olma gerekliliği kaldırılmıştır. Böylece siyasi otoritenin dini otoriteye ait olması gerektiğini savunan ve İslam Cumhuriyeti’nin temel prensibini oluşturan Humeyni’nin vilayet-i fakih fikri pratik anlamda yürürlükten kalkmıştır. Günümüzde Hamaney’den daha üst düzeyde dini otorite ve bilgiye sahip Şii din adamları mevcuttur. Bunların başında Irak’ın Necef kentinde ikamet eden ve Sekizinci Şii İmamı’nın türbesinin bulunduğu İran’ın Meşhed kentinde doğan Ali Sistani gelmektedir. Yine de Hamaney hem patronaj ağlarını, hem de Din Adamları Özel Mahkemesi gibi baskı araçlarını kullanarak Şii din adamları arasında vilayet-i fakih fikrine açıkça bir muhalefet oluşmasını büyük ölçüde engellemiştir.
Cumhurbaşkanı 4 yıllığına halk tarafından seçilmektedir. Bir kişi en fazla iki dönem üst üste Cumhurbaşkanı seçilebilmektedir. İlk Cumhurbaşkanı Abulhasan Bani Sadr 1 yıldan biraz daha fazla süre görevde kaldıktan sonra Meclis tarafından azledilmiş, ikinci Cumhurbaşkanı Recai ise bir ay bile görevde kalamadan bombalı saldırıda hayatını yitirmiştir. Bugüne kadar Hamaney (1981-1989), Haşemi Rafsancani (1989-1997), Muhammed Hatemi (1997-2005) ve Mahmud Ahmedinejat (2005-2013) ikişer dönem Cumhurbaşkanlığı yapmışlardır. Cumhurbaşkanı İran dış politikasının tonunu ve dinamiklerini belirlemektedir. Bu bakımdan ‘Medeniyetler arası Diyalog’ fikrini savunan Hatemi’yle Yahudi Soykırımı’nı sorgulayan Ahmedinejat’ın tarzları arasındaki fark doğrudan İran’ın dünyadaki itibarinı ve imajını belirlemiştir. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı sisteminin asıl icra makamıdır ve bakanlar kurulunun başı olarak görev yapmaktadır. Ama Cumhurbaşkanı’nın bakanlarını seçme yetkisi hem Meclis onayına hem de Rehber’in müdahelelerine bağlıdır. Örneğin 2011’de Ahmedinejat İstihbarat Bakanı’nı değiştirmek istemiş ama Hamaney’in karşı çıkması sonucunda bunda başarılı olamamıştır. 290 sandalyeye sahip İran Meclisi için seçimler her dört yılda bir yapılmaktadır. En son seçimler Mart 2012’de gerçekleşmiştir. Meclis diğer ülkelerde olduğu gibi ülkenin asli yasama makamıdır. Meclis’in yürütme organı üzerinde de denetleme yetkisi vardır. Cumhurbaşkanı’nın atadığı bakanlar ancak Meclis tarafından onaylandıktan sonra görevlerine başlayabilmektedirler. Meclis hem Cumhurbaşkanını, hem de bakanları azletme yetkisine de sahiptir. Cumhurbaşkanı’nın sunduğu bütçeyi onaylamak da yine Meclis’in yetkisi içindedir. Zaman zaman Cumhurbaşkanı’yla Meclis arasında ciddi sürtüşmeler meydana gelmektedir. 2004’te meclis seçimlerinden zaferle çıkan sistem yanlıları Cumhurbaşkanı Hatemi’ye karşı sert tavır almışlardır. Keza Ahmedinejat’ın ikinci döneminde Meclis’le olan ilişkisi oldukça gergin geçmiştir. Şubat 2013’te Meclis Ahmedinejat’ın Çalışma Bakanı’nı azletmiştir. Bu süreçte Meclis Başkanı Ali Laricani ve Ahmedinejat arasındaki mücadele giderek ayyuka çıkmıştır. Ahmedinejat Meclis’te yaptığı bir konuşmada Laricani’nin bir kardeşinin telefon konuşmasını milletvekillerine dinletmiş ve Laricani ailesini yolsuzluğa bulaşmakla suçlamıştır.

Muhafızlar Konseyi bir nevi Rehber’in veto uzvu olarak faaliyet göstermektedir. 12 üyeye sahip Konsey’in din adamı olan altı üyesi doğrudan Rehber tarafından, diğer altı üyesi ise kendisi de Rehber tarafından atanan Yargı Kurumu Başkanı’nın gösterdiği adaylar arasından Meclis tarafından seçilmektedir. Hem Uzmanlar Heyeti, hem Cumhurbaşkanı, hem de Meclis seçimlerine katılacak adaylar bu Konsey’in onayına tabidirler. 1992 yılında düzenlenen Meclis seçimlerinden beri Konsey bu yetkisini partizan bir şekilde kullanıp Rehber’le ters düşen kişilerin ve hiziplerin seçimlere katılmasını büyük ölçüde engellemiştir. Ayrıca, Konsey, Meclis’in çıkardığı kanunları ve Cumhurbaşkanı’nın yayınladığı kararnameleri İslam’a veya Anayasa’ya aykırı oldukları gerekçesiyle veto etmektedir.

İran’da düzenli ordunun yanısıra Devrim Muhafızları ve paramiliter Besic yapılanması hem iç, hem de dış güvenlik açısından hayati öneme sahiptirler. Özellikle Ahmedinejat’ın Cumhurbaşkanı seçildiği 2005’ten itibaren Devrim Muhafızları’nın hem siyasi, hem de ekonomik alanlarda etkinliği artmıştır. Devrim Muhafızları ve Besic kökenli kişiler hem kabinede hem de devlet bürokrasisinde etkin konumlara gelmişlerdir. Devrim Muhafızları tarafından kontrol edilen Hatem el-Enbiya adlı holding doğal gaz ve petrol sektörleri de dahil olmak üzere ülkedeki birçok ihale ve projeyi almıştır. 2007’de Devrim Muhafızları’na bağlanan Besic kuvvetleri 2009 seçimleri sonrasında meydana gelen kitlesel protestoların bastırılmasında aktif rol almışlardır.

Bu beş temel kurumun yanında Muhafızlar Konseyi ve Meclis arasındaki anlaşmazlıklarda aracılık etmek için kurulan Uyum Konseyi ve ülkenin güvenlik politikalarına yön veren Yüksek Milli Güvenlik Konseyi de önemli görevlere sahiptirler. Bu her iki Konsey de 1989’da yapılan Anayasa değişiklikleriyle meydana gelmişlerdir. Uyum Konseyi’nin birçok üyesi Hamaney tarafından atanmaktadır ve Konsey Rehber’e tavsiye niteliğinde kararlar almaktadır. 2009 seçimlerinden sonra rejim içindeki etkisini büyük ölçüde yitirdiği düşünülen Rafsancani Mart 2012’de yapılan düzenlemeden sonra da Konsey Başkanlığı görevini korumuştur. Cumhurbaşkanı’nın başkanlık yaptığı Milli Güvenlik Konseyi ise hem Savunma, Dışişleri ve İçişleri gibi önemli bakanları, hem Yasama ve Yargı kurumları başkanlarını, hem de Ordu komutanlarını bir araya getiren bir yapıya sahiptir. Verdiği kararlar Rehber’in onayı alındıktan sonra pratiğe geçirilmektedir.

Son tahlilde siyasi yapı da Rehber’in hegemonyasına tabidir. Atanmış kurumlar seçilmiş kurumları tahakküm atlında tutmaktadır. Seçimle işbaşına gelen kişilerin, atanmış kişilerin onayını almadan inisyatif alıp, başarılı olmasını engellemektedir. Hem Hatemi’nin başını çektiği reformist hareket, hem de Ahmedinejat’ın başını çektiği popülist-radikal cenah, Rehber ve Muhafızlar Konseyi’nin öncülüğünü yaptığı düzen (nizam) karşısında yapısal değişiklikler yapma imkanı yakalayamamışlardır. Bunun yanında Rehber’in güçleri sınırsız değildir. Aşağıda anlatıldığı üzere, Rehber öncelikli olarak tercih etmeyeceği Cumhurbaşkanları ve Meclislerle çalışmak zorunda kalmaktadır. Örneğin, 2009 olaylarında açıkça Ahmedinejat’ı destekleyen Rehber’le Cumhurbaşkanı’nın arası zamanla açılmış ve aralarında kamuoyuna da yansıyan sürtüşmeler yaşanmıştır. Buna rağmen Ahmedinejat 2013’e kadar Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmüştür.

1997’da Hatemi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinden 2004 meclis seçimlerine kadar geçen sürede reformistler İran siyasetine daha fazla demokratik bir yön vermek istemişler ama başarılı olamamışlardır. Reformistler düzen yanlılarının 2004’ten itibaren geliştirdiği otokratik tepki neticesinde kurumsal siyasetten tasfiye olma aşamasına gelmişlerdir. Bu tepkinin başarılı olmasında iç dinamikler kadar İran’ın bulunduğu coğrafyada meydana gelen jeopolitik gelişmeler de son derece belirleyici olmuştur. Bu gelişmelerden en önemlisi ABD’nin Irak’ı işgalidir. ABD’nin kolay bir şekilde Saddam Hüseyin rejimini devirmesinden sonra benzer bir saldırıdan çekinen İslam Cumhuriyeti dış politikasında daha ihtiyatlı bir tavır takınmıştır. İran’ın dış politikası bölümünde anlatıldığı üzere, işgalden sonra İran’ın ABD’yle diyalog kurma çabaları ve 2004’te uranyum zengişleştirmesini askıya alması bu ihtiyatlı tavrın bir ürünüdür. Ama zamanla ABD’nin Irak’ı yönetmekte karşılaştığı güçlükler ve bir iç savaşın patlak vermesi İran’ın durumunu rahatlatmıştır. İran siyasi elitleri ülkelerine karşı bir ABD saldırısının artık olasılık dışı olduğunu dile getirmeye başlamışlardır. Bunun yanında, ABD’nin İran rejiminin değişmesine dair verdiği sinyaller ve izlemeye başladığı politikalar İslam Cumhuriyeti’ni endişeye sokmuştur. 2005’ten itibaren ABD Senatosu İran’da insan hakları ve demokrasi programları için fonlar ayırmaya başlamıştır. ABD Hükümeti İran’da sivil toplum öncülüğünde demokratik değişimin olası olduğuna kanaat getirmiştir. Buna karşılık düzen yanlıları arasında “kadife devrim” söylemi giderek önem kazanmış ve rejimin iç muhalefeti ve sivil toplumu bastırmak için kullandığı bir araç haline gelmiştir. Bu söyleme göre ABD başta olmak üzere Batılı güçler kendilerine kafa tutan rejimleri değiştirmek için bu rejimlerdeki sivil toplumu kullanmaktadırlar. İran rejimi 2000 ve 2005 yılları arasında Sırbistan, Gürcistan ve Ukranya gibi eski Komünist rejimlerde meydana gelen halk ayaklanmalarını Batı’nın senaryosu olarak yorumlamış ve aynı senaryonun İran’da oynanmasını engellemek için önleyici tedbirler almaya başlamıştır. ‘Dış mihrakların’ ‘iç mihraklarla’ ittifak yapıp İslam Cumhuriyeti’ni yıkmayı hedeflediğini iddia eden düzen yanlıları her türlü sivil toplum faaliyetine şüpheyle yaklaşmışlardır. Bunun sonucunda Batılı kurumlarla ilişki içinde olan birçok İran vatandaşı rejimin gözünde şüpheli konuma gelmiştir. 2006’den itibaren birçok kişi gözaltına alınmış ve muhalif siyasetçiler, insan hakları savunucuları, kadın hakları aktivistleri, gazeteciler, sivil toplum örgütü çalışanları üzerindeki baskılar artmıştır. Ülkenin huzurunu ve düzenini bozmaya çalışan dış mihrakların desteklediği iç mihraklar söylemi sertlik taraftarı düzen yanlıları tarafından iktidarlarını kuvvetlendirmek amacıyla kullanılmıştır. 2009 seçimleri arifesinde hiç beklenmedik şekilde birden patlak veren kitlesel protesto gösterileri ise rejimin korkularının gerçekleşmesine yol açmıştır.

Metnin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.