| TR | EN |

Avrupa Birliği’nde Reform Tartışmaları ve Türkiye-AB İlişkilerinin Geleceği

comment : 0

25 Mart 2017’de kuruluşunun 60. yılını kutlayan Avrupa Birliği, yalnızca Avrupa kıtasında yüzyıllar süren savaşları sona erdiren bir proje değil, tüm dünyada barış̧, refah ve istikrar arayışlarının ulaşabildiği en ileri aşamadır. Geniş bir tarihsel ve yapısal çerçeveden bakıldığında da 17. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan modern devletin, dünyanın başka hiçbir bölgesinde görülmeyen bir ölçekte yeniden yapılandırıldığı, farklı ve özgün bir siyasal girişimi temsil etmektedir. Dolayısıyla, Avrupa Birliği, hem bir barış ve istikrar projesi olması, hem de beş yüzyıllık modern devleti, doğduğu topraklarda uluslarüstü bir bütünleşme içinde yeniden örgütlemesi bakımından, benzersiz bir siyasal deneyimdir (Caporaso, 1996; Reid, 2005; McCormick, 2007; Hix ve Hoyland, 2011).

Ancak bu özgün siyasal deneyimin özellikle son on yılı, 2007-2008 yıllarında başlayan ve etkileri halen devam eden ekonomik bir krizin yanı sıra, birliğin giderek derinleşen bir siyasal kriz içinde de olduğuna ilişkin tartışmalarla geçmiştir. Bu siyasal krizin göstergeleri olarak da, özellikle Brexit (Birleşik Krallık’ın, 23 Haziran 2016’daki referandumun ardından başlayan AB’den ayrılma süreci) ile gündeme gelen Avrupa Birliği’nin çözülmesi olasılığı, Suriye’deki iç savaşın tetiklediği mülteci akınının yönetiminde ortaya çıkan farklılaşma ve tartışmalar ile, 2015-2016 yıllarına damgasını vuran terör saldırılarının ardından, AB kurumlarına karşı giderek artan şüphecilik ve birçoğu çeşitli düzeylerde AB karşıtı olan aşırı sağ partilerin ve popülist söylemlerin Avrupa çapındaki yükselişi gösterilmektedir. 2005 yılından bu yana katılım müzakereleri çerçevesinde yürütülen Türkiye-AB ilişkileri de benzer bir şekilde oldukça gerilimli ve belirsizlikler içeren bir dönemden geçmektedir. Metnin tamamı için tıklayınız.

Yazar Hakkında