| TR | EN |

Konuşma: “İran: Nükleer Anlaşma Sonrası İç ve Dış Gelişmeler”

comment : 0

25 Kasım 2014 Salı günü, Chicago Loyola Üniversitesi öğretim üyesi siyaset bilimi uzmanı Doç. Dr. Murat Tezcür, Boğaziçi Üniversitesi-TÜSİAD Dış Politika Forumu’nun konuğu oldu. Muhtemel bir dönüm noktasında bulunan İran-ABD ilişkilerini tartışmak ve bu bağlamda Türkiye’nin İran politikasını ve Tahran’ın Ankara’ya bakışını masaya yatırmak üzere “İran: Nükleer Anlaşma Sonrası İç ve Dış Gelişmeler” başlığı altında bir etkinlik düzenlendi.

Tezcür, konuşmasını dört ana konu etrafında şekillendirdi: İran ve ABD arasındaki nükleer müzakere süreci, İran ekonomisi, bölgedeki İslamcı grupların arasındaki jeopolitik mücadele ve İran’ın iç politikası.

Tezcür, müzakere sürecinin bir sonuca varması için verilen ilk tarihin 24 Kasım 2014 olduğunu, ancak bu tarihte nihai bir sonuca varılamadığından, bundan sonra beklememiz gereken tarihin, 30 Haziran 2015 olduğunu hatırlattı. Bugünkü koşulları incelendiğinde,İran’ın nükleer silah ve hatta atom bombası üretmek için yeterince uranyuma sahip olduğunu öne süren Tezcür, sürecin tamamen İran hükümetine güven duyulup duyulamayacağına bağlı olduğunu vurguladı.
İran’a karşı siyasi yaptırımların, ülkenin petrol ve finans sektörünü çok olumsuz etkilediğini söyleyen Tezcür, İran’ın, kendisinden talep edildiği şekilde uranyum zenginleştirmesini azaltması halinde, maruz kaldığı siyasi yaptırımların da kalkmasını istediğini söyledi. Obama hükümeti bu yaptırımların ancak yirmi senelik bir zaman zarfında yavaş yavaş azaltılabileceğini öne sürmekteyken, İran hükümeti bu sürenin on seneye indirilmesini talep ediyor.

Obama’nın İran ile anlaşmaya varılması konusunda olumlu ve ciddi davrandığını belirten Tezcür, konuyla ilgili olarak senato içinde anlaşma yanlısı olmayan bir muhalefetin varlığına da dikkat çekti. Tezcür, Cumhuriyetçilerin senatoda 2/3 çoğunluğu kazanması halinde, sürecin kontrolden çıkabileceğini ifade etti.

Süreçle ilgili olarak da konuşan Tezcür, İran hükümetinin müzakere sürecine girerek, elindeki uranyumu koz olarak kullandığını ve bu kozla bölgedeki rolünü yeninden şekillendirmek ve ekonomisini güçlendirmek istediğini söyledi. Müzakere sürecinin, İran’ın artık bölgedeki en büyük tehdit olarak algılanmamasından dolayı başladığını söyleyen Tezcür, IŞİD’in yeni ve güncel bir tehdit olarak bölgedeki yerini aldığını belirtti.
Tezcür, İran ekonomisi konusunda,büyümenin petrol fiyatlarının artmasına bağlı olduğunu ve 2012’den beri -yaptırımlardan dolayı- İran ekonomisinin sıkışmış bir halde bulunduğunu söyledi. Petrolünü Batı ülkelerine istediği ölçüde satamayan İran, müzakere süreci sonucunda bu dar ticari alandan çıkacağını umuyor. İran ekonomisinin bölgeyle entegre olmadığını da hatırlatan Tezcür, büyümenin daha çok Japonya, Çin, Almanya ve ABD gibi ülkeler ile yapılacak ticaretle mümkün olabileceğini ifade etti.

Bölgedeki İslamcı grupların arasındaki jeopolitik mücadeleye ilişkin görüşlerini de aktaran Tezcür, İran’ın 2011’e kadar bölgede olumlu bir imaja sahip olduğunu, ancak Suriye’deki iç savaştan sonra Orta Doğu’daki güç mücadelesinin daha mezhepsel bir mücadeleye dönüştüğünü vurguladı. Sünnilik belirleyici bir unsur haline gelirken, Şiilerin kendilerini tekrardan“İslam gücü” olarak konumlandırmalarının zor olacağını söyleyen Tezcür, imaj konusunda İran’ın en büyük rakibinin Türkiye değil, Suudi Arabistan olduğunu söyledi.

İran’ın iç politikasına ilişkin olarak da İran’ın oldukça köklü bir devlet geleneğine sahip olduğunu ve çoğu grubun bir şekilde siyasi sisteme dahil olduğunu hatırlatan Tezcür, ülkedeki istikrarın da bu esneklikten kaynaklandığını ve İran rejiminin kolay kolay çökmeyeceğini öne sürdü. İnsan hakları konusunda herhangi bir gelişme kaydetmeyen İran’da, 2009’dan beri idamların arttığını hatırlatan Tezcür, müzakere sonucunda bu alanda da bir gelişme olup olmayacağı konusunda öngörü yapmanın ise güç olduğunu ifade etti.