| TR | EN |

Panel: “2015 Biterken Türk Dış Politikasının Değerlendirilmesi”

comment : 0

Boğaziçi Üniversitesi-TÜSİAD Dış Politika Forumu, yıl içinde yaşanan en önemli dış politika olaylarını değerlendirmek üzere 22 Aralık 2015 Salı günü TÜSİAD merkez binasında “2015 Biterken Türk Dış Politikasının Değerlendirilmesi”  başlıklı bir panel düzenledi.

Prof. Hakan Yılmaz’ın moderatörlüğünde gerçekleşen toplantıda, Emekli Büyükelçi ve Radikal gazetesi köşe yazarı Ünal Çeviköz, Al Monitor ve Diken gazetesi köşe yazarı Kadri Gürsel ve Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve Avrupa Birliği eski bakanı Prof. Beril Dedeoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Toplantının açılış konuşmasını ise TÜSİAD’ın AB Temsilcisi ve Uluslararası Koordinatörü Dr. Bahadır Kaleağası gerçekleştirdi.

Avrupa Birliği eski bakanı Beril Dedeoğlu, 2000’li yıllardan bu yana Türkiye’nin dış politikada attığı adımların tek başına iktidarın almış olduğu kararlar olarak değil, G8 ülkelerinin topluca aldıkları kararların bir parçası olarak görülmesi gerektiğini belirtirken, Arap Baharı sürecinde Türkiye ile diğer ülkeler arasında bir ayrışma yaşandığını ifade etti. Arap Baharı’nın özellikle Libya’ya sıçramasıyla birlikte, Türkiye’nin başlangıçta birlikte hareket ettiği ülkelerin fikir değiştirmeye başladığını, Türkiye’nin ise bu değişimi görmekte geciktiğini belirtti. Dedeoğlu’na göre Suriye krizi de, Libya’da başlayan fikir ayrılıklarının bir devamı olarak cereyan etti.

Türkiye’nin son dönemde üç ayrı teste tabi tutulduğunu belirten Prof. Dedeoğlu, bu olayları şöyle sıraladı: “Mavi Marmara krizi, Rus uçağının düşürülmesi ve Kobane olayları”. Mavi Marmara krizinde her iki tarafın da bu sınavı başarısızlıkla tamamladığını ifade eden Dedeoğlu, Rus uçağının düşürülmesiyle Esad rejimi ve Türkiye arasındaki gerginliğin tüm dünyaya ilan edildiğini; Kobane olaylarıyla ise Türkiye’nin, sınırlarında kimi tercih ettiğini belirttiğini ve bunun tam da Batı’nın bölgedeki aktörleri siyah-beyaz gördüğü bir dönemde gerçekleştiğini ifade etti.

Son  evrenin başrolünde Rusya’yı gördüğümüzü belirten Dedeoğlu, Rusya’nın bölgeye bu şekilde müdahale etmesinin yeniden bloklaşmaya yol açtığını, Türkiye’nin de bu gelişmeler karşısında 1990’larda kurulan ittifak sistemine (AB, ABD ve ABD’nin desteklediği hükümetlerle ile yakınlık) dönüş yaptığını belirtti. Türkiye’nin iktidarda kim olduğuna bakmaksızın İsrail, Mısır ve Gürcistan ile ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini belirten Dedeoğlu, yeni dönemde dördüncü unsur olarak da Kıbrıs’ın öne çıktığını ve Türkiye’nin adada barışı desteklemekte olduğunu ifade etti.

İkinci konuşmayı, 2010- 2014 yılları arasında Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi görevini üstlenmiş olan Radikal gazetesi köşe yazarı Ünal Çeviköz gerçekleştirdi. Çeviköz, Türkiye’nin dış politikasının Cumhuriyet tarihinde görülmediği kadar ideolojik bir kimliğe büründüğünü ve bu dönemde iç politika ile dış politikanın iç içe geçtiğini ifade etti. Dış politikada son dönemde üç olgunun öne çıktığını belirten Çeviköz, bu gelişmeleri şu şekilde sıraladı: “7 Haziran seçimlerinden önce Türkiye’de sürmekte olan diyalog sürecinin durdurulmasıyla yaşanan ortam ve bunun kaçınılmaz olarak dış politikamıza yansıması, İran’ın uluslararası sisteme girişi ve Türkiye’nin 24 Kasım 2015’te Rus uçağını düşürmesi”.

Türkiye’nin Kürtlerle ülke içinde yaşadığı kutuplaşmanın, sınır ötesindeki Kürtlerle ilişkilerini de etkilediğini, bunun sonucunda YPG’nin düşman olarak belirlendiğini belirten Çeviköz, Rus uçağının düşürülmesinin ardından Rusya’nın bu durumu bir misilleme zemini olarak kullanmanın yanında Türkiye’nin Avrasya coğrafyasındaki ikili ilişkilerini etkilemeye çalışacağını da öngördüğünü belirtti. Hatta, Kıbrıs’ın geleceği hakkındaki çözüme bile olumsuz bir etkisi olabileceğini ifade etti.

Çeviköz son olarak, mevcut dönemde iş dünyasının yatırım açısından Suudi Arabistan, İran ve Sahraaltı Afrika’ya yönelmesi gerektiğini belirtti. İran için “Türkiye coğrafi yakınlığını değerlendirebilirse hızlı bir şekilde köşe noktalarını kapabilir” diyen Çeviköz, Suudi Arabistan’ın gayrisafi milli hasılasının petrole dayalı olduğunu fakat yakın zamanda sanayilerini güçlendirme kararı aldıklarını, bu özelleştirme dönemini Türkiye’nin fırsata çevirebileceğini belirtti. Sahraaltı Afrika için ise Çin ile girilecek ticari rekabetin Türkiye için bir avantaj olduğunu, hem ürünlerimizin kalitesi hem de iş konseptimizin güvenilirliği sebebiyle Türkiyeli yatırımcıların elinin güçlü olduğunu ifade etti.

Son konuşmayı ise Al Monitor ve Diken gazetesi köşe yazarı Kadri Gürsel gerçekleştirdi. 2015’in en önemli dış politika olayının Rusya’nın Suriye’ye müdahale etmesi olduğu belirten Gürsel, bu duruma, IŞİD olgusu karşısında AB ve ABD’nin yetersiz hamleleri ve Türkiye’nin izlediği Suriye politikasının yol açtığını ifade etti. “Rusya ile olan kriz, önümüzdeki dönemin bir çok alanda belirleyicisi olacak. Rusya, Suriye’ye müdahale ederken, hedefinin Türkiye olması kaçınılmazdı. Dolayısıyla bu uçak düşürme hadisesine baktığımız zaman, bu bir rastlantı değildir. Türkiye’nin bir Rus uçağını düşürmeye mecbur edilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır.” diyen Gürsel, 24 Kasım’dan sonra yaşananlara baktığında Rusya’nın hamlelerinin planlanmış, Türkiye’nin ise bocalamakta olduğunu gözlemlediğini ifade etti.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa dünyadaki bütün büyük güçlerin bir aktöre (IŞİD) karşı farklı sebeplerle cephe almış olduğunu belirten Gürsel, Türkiye’nin pozisyonunun tartışmalı olduğunu, oyun değiştirmesi gerektiği noktalarda lineer çizgisini değiştirmekten imtina ettiğini, 1 Kasım seçimlerine odaklanan iç siyasetin, dış siyasette de tıkanma getirdiğini ifade etti. AB ile yeniden kurulmaya çalışılan ilişkilerde de Türkiye’nin artık bir aday ülke olarak değil, yaptırım ve kriterlerden azade bir “komşu ülke” olarak görüldüğünü ifade eden Gürsel, kısa ve orta vadede Türkiye’nin dış politikasında girdiği bunalımdan çıkmasının mümkün görünmediğini ifade etti.

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında