| TR | EN |

Panel: “Avrupa’nın Geleceği”

comment : 0

Boğaziçi Üniversitesi-TÜSİAD Dış Politika Forumu, çok-vitesli Avrupa, Euro bölgesinin geleceği, Brexit’in bölgesel ve küresel etkileri ve Avrupa Birliği kurumları içindeki ilişkiler dengesinin olası dönüşümlerini değerlendirmek üzere, 20 Eylül Salı günü, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu’nda “Avrupa’nın Geleceği” başlıklı bir panel düzenledi.

Hertie School of Governance’da siyaset sosyolojisi kürsüsünde görev yapmış olan, Frankfurt Okulu düşünce akımı temsilcilerinden siyaset bilimci Prof. Claus Offe ve Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen’in katılımıyla gerçekleşen toplantıda, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Yılmaz da açılış konuşmasını yaptı.

Siyasette özneleri motive eden unsurların,  hırs, çıkar ve akıl olduğunu belirten Prof. Offe, AB içindeki mevcut krize bakıldığında da insanların kendi kimlik aidiyetlerini paylaşmayan diğer insanlara yönelttikleri saldırganlığın ve kaynakların paylaşımından doğan çıkar çatışmalarının kriz yarattığını ve ortaya çıkan bu krizde uzlaşmayı sağlayacak, tarafları masaya oturtacak siyasi akıldan yoksun olunduğunu gördüğünü ifade etti. Ekonomik krizlerle paralize olan AB üye devletlerinin karşılıklı tavizler vererek uzlaşma yolları aramaktan kaçındığını, mevcut sorunların yeterli kaynaklar yaratılsa bile çözülemez bir noktaya ulaştığını aktardı.

2016 Eylül’üne gelirken, sırasıyla hangi kriz duraklarından geçildiğine değinen Prof. Offe, ilk olarak Rusya’nın Ukrayna’nın doğusunu işgal etmesiyle başlayan sürecin hala çözümsüz bir sorun olarak ortada durduğunu, Rusya’nın önümüzdeki dönemde askeri aktivizme kayma trendi içine girmesi bakımından da tehlikeli göründüğünü ifade etti. İkinci olarak, Irak ve Libya’ya yapılan müdahalenin, ABD’nin Suriye’ye  müdahalesinin ve İran ile Suudi Arabistan arasındaki krizin yarattığı bölge ve bölge dışından gelen radikal cihatçıların bölgedeki insanlara ciddi zararlar verdiğini, AB ülkelerinde terör eylemlerine giriştiğini, buna karşılık AB üye devletlerinde sağ popülist, göçmen karşıtı ve milliyetçi hareketlerin yükselişe geçtiğini belirtti.

Özellikle Doğu Avrupa ülkelerinin oldukça sıkı bir mülteci karşıtı siyaset izlediğini belirten Prof. Offe, Yunanistan’daki borç kriziyle karşı karşıya gelen Almanya ve Yunanistan’ın, mülteciler konusunda işbirliğine yanaşmayan diğer AB ülkelerine karşı bu kez müttefik olmak zorunda kaldıklarını, fakat mali yükün AB içinde eşit dağıtılamamasının yarattığı gerginliğin hala masada durduğunu, Almanya’nın eşit paylaşım çağrılarına çoğu üye devletin kayıtsız kalmakta ısrarcı olduğunu söyledi.

Offe, göçe karşı savaş vermenin, mültecileri topluma entegre edecek sosyal politikalar geliştirmekten çok daha maliyetli olduğunu, tüm üye devletlerin yük paylaşımına katılmaları halinde, mültecilerin bu ülkelerdeki mevcut nüfusun %1’ini bile oluşturmayacağını belirtti. Yaşlanan AB toplumlarının, mültecileri toplumlarının refahını artıracak genç ve çalışan bir nüfus olarak görmemesinin sebebinin korku mobilizasyonu olduğunu, sağ popülizmin terör ve işsizlik korkusunu körükleyerek AB toplumlarını saldırganlaştırdığını ifade etti.

Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi Başkanı Sinan Ülgen ise, öncelikle hangi Avrupa sorusunu sormamız gerektiğini ifade etti. On yıllardır müzakere yürüttüğümüz Avrupa ile bugün karşımızda duran Avrupa arasında pek çok fark olduğunun altını çizdi. Eskiden AB’nin de bir gün ABD gibi olacağı; marşıyla, parasıyla, ordusuyla federatif bir Avrupa’ya dönüşeceğinin konuşulduğunu, buna en çok inananların da Türkiye’nin katılımına en güçlü şekilde karşı çıkanlar olduğunu belirten Ülgen, yine geçmişte konuşulan bir diğer ihtimalin de à la carte Avrupa olduğunu hatırlattı.

Bugüne gelindiğinde ise, tüm bu spekülasyonların yerine bambaşka bir tabloyla, değişken geometrili bir Avrupa ile karşı karşıya olduğumuzu ifade eden Ülgen, Brexit ile beraber yeni bir seçenekle daha karşılaştığımızı ifade etti. İngiltere’nin AB’den çıkma fakat iç pazarda kalma isteğiyle birlikte, İngiltere’nin AB’yi yapısal olarak kendini gözden geçirmeye sevk edebileceğini, İngiltere ile kurulacak yeni ilişkinin de AB üyesi olmayan Türkiye, Norveç gibi ülkelerle kurulan ilişkiler açısından yeni bir ilişki modeli olabileceğini belirtti. Ülgen, ekonomik bütünleşme, mülteci akımının denetlenmesi ve terörle mücadele gibi karşılıklı çıkarlara dayanacak olan bu yeni modelin en sorunlu tarafının ise, AB’nin Türkiye’yi siyasi refomlara zorlayan gücünü kaybetmesi olacağını ifade etti.

Tam üyeliğe hedefine odaklanmanın hayal kırıklığı yarattığını, uzun vadeli ana hedef olarak tam üyelik belirlense de, kısa vadede gerçekçi alternatiflerin düşünülebileceğini belirten Ülgen, hem Türkiye’nin hem de AB’nin ilişkilerini anlamlandıracak  yeni bir anlatıya ihtiyaç duyduklarını, bundan sonraki yollarını bu anlatı üzerine çizmek zorunda olduklarını söyledi.

Yazar Hakkında